T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü Bilecik Devlet Hastanesi

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü Bilecik Devlet Hastanesi

Facebook Twitter Google Plus Linkedin

Kemoterapi Ünitesi

Güncelleme Tarihi: 26/07/2018

Kanser, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir sağlık sorunudur. Bilecik ilimizde yaptığımız araştırmalar sonucunda çok sayıda kanser hastasının olduğunu ve bu hastaların çoğunun kemoterapi almak üzere çevre illere gitmek zorunda kaldığını saptadık. Artık yeni açılan kemoterapi ünitemiz sayesinde kanser teşhisi konulan hastalarımız tedavilerine hastanemiz bünyesinde devam edebileceklerdir. Ünitemiz sayesinde hastalarımızın tedavi süreci daha konforlu olacak ve hastalarımız yol gitmek, sıra beklemek gibi yaşamlarına ilave olumsuzluklar eklemek zorunda kalmayacaklardır.

Türkiye genelinde olduğu gibi kemoterapi ünitemizde meme, bağırsak, akciğer, mide kanseri vb. hastaların hepsine kemoterapi uygulaması yapılabilmektedir. Kemoterapi ünitemizde , son teknoloji ürünü cihazlarla el değmeden kemoterapi ilaçları hazırlanmaktadır. Ünitemiz bünyesinde bir iç hastalıkları uzmanı ile kemoterapi konusunda eğitim almış bir hemşire görev yapmaktadır. Ünitede 3 yatağın yanı sıra, ilaç hazırlama odası ve hemşire odası da bulunmaktadır.

Kanser hastaları; hastalıklarını belirten bir belge, tedavi protokolü, kemoterapi aldığını belirten bir belge ile kurumumuza başvurduklarında, ünitemiz daha önce tedavi aldıkları kurum ile irtibata geçecek ve uygun görülen hastaların tedavisi ilimiz kemoterapi ünitesinde yapılacaktır.

Sağlıklı günler dileklerimizle...

 

KANSER NEDİR?

Kanser,  vücudumuzdaki bazı organ veya dokudaki hasarlı hücrelerin kontrolden çıkıp düzensizliğe yönelerek bozulmasıyla oluşan hastalığın adıdır. Çoğalan bu hücreler (kanser hücreleri) bir araya gelir ve tümör olarak isimlendirilen bir kitle oluştu­rurlar.

Normal vücut hücreleri bir düzen içinde büyür, bölünerek çoğalır ve ölürler. Yaşamın erken dönemlerinde, kişi gelişmesini tamamlayana kadar, normal hücreler hızla bölünerek çoğalırlar. Gelişme tamamlanınca normal hücreler yalnız yıpranan veya ölen hücrelerin yerini almak veya travmada tamir işlemini gerçekleştirmek için bölünür ve çoğalırlar. Buna karşılık kanser hücrelerinin çoğalması sürekli olduğundan, tümör kitleleri de devamlı büyür­ler. Kanser hücreleri çevre dokuları istila ederek buraları tahrip ederler. Ayrıca kana ve lenf sıvısına karışarak, kan ve lenf yoluyla vücudun diğer kısımlarına yayılır ve yeni tümör odaklarının oluşmasına yol açarlar. Başka doku ve organlarda oluşan bu tümör odakları “metastaz” olarak isimlendirilir. Buralarda da kanser hücreleri çoğalmaya ve tümör odakları büyümeye devam ederler.

Kanser kaynak aldığı vücut kısmına ve mikroskobik görünümüne göre isimlendirilir. Örneğin; meme kanseri, akciğer kanseri, deri kanseri, mide kanseri gibi. Değişik tipteki kanserlerin büyüme hızları, yayılma şekilleri ve farklı tedavilere verdikleri cevap da değişik olur. Bu nedenle kanserli hastalarda tedavi de hastalığın tipine göre düzenlenir.

Kanser  21.yüzyılın en önemli sağlık sorunudur.  Günümüzde kanser, bugün her üç kişiden birinin ömrü boyunca yakalanabileceği yaygın bir hastalık haline gelmiştir. Kansere yakalanan hasta sayısı tüm dünyada giderek artmaktadır. Araştırmalara göre 2020 yılında dünyadaki kanser hastalarına 20 milyon kişinin daha ekleneceği öngörülmektedir.

Tabloda görüldüğü gibi, kanser dünyada ölüm nedenleri arasında en başta gelmektedir.

Türk Halk Sağlığı Kurumu verilerine göre, Türkiye’de kardiovasküler nedenle ölüm oranı yaklaşık %40 iken, kanserden ölüm oranı %20’yi geçmiştir. 2002 yılında kanserden ölüm oranı %12 iken, 2012 yılında  hızlı bir artış olduğu gözlenmektedir.

 

Türk Halk Sağlığı Kurumu verilerine göre, ülkemizde erkeklerde en sık akciğer kanseri; kadınlarda ise en sık meme kanseri görülmektedir.

 

KANSER NEDENLERİ

Kanser oluşumu çeşitli nedenlere bağlıdır. Diyet ve kimyasal maddeler bu faktörlerin başında gelmektedir. Bunu sırasıyla bazı ilaçların uzun süreli kullanımı, virüsler, fiziksel faktörler ve genetik faktörler takip eder.

A.Diyet

Kanser Riskini Arttıranlar

Nitratlar: Koruma amacıyla bu tür katkı maddesi içeren besinlerin aşırı kullanımı mide bağırsak kanseri gelişiminde rol oynar.

Alkol: Özellikle sigara ile birlikte kullanıldığında larinks, özofagus, karaciğer kanseri gelişiminde rol oynar.

Doymuş yağdan zengin beslenme: meme, bağırsak, prostat kanseri gelişimiyle ilgilidir.

Hayvansal Protein. Kırmızı et tüketimi meme ve barsak kanseri gelişimini artırır.

B. Kimyasal Faktörler

Mesleki ve çevresel yolla etkili olmaktadır.

Sigara kullanımı: Akciğer kanserinin büyük ölçüde sorumlusudur. Ayrıca baş-boyun, mesane, özofagus kanserlerinin gelişmesinden de sorumludur.

Arsenik: Akciğer kanseri gelişiminden sorumludur.

Asbest: Mezotelyoma oluşumunun en önemli etyolojik etkenidir.

Vinil Klorit

Krom Nikel

Benzen

c. Kanser Etkeni Olabilecek İlaçlar

Doğum kontrol Hapları, sitostatik ve immunosupresif ilaçlar, tamoksifen, analjezikler vs

d. Virüsler

Hepatit B virüsü, HTLV-1, HTLV-2, HTLV-3, Epstein-Barr Virüsü, Papilloma Virüsü(HPV)

e. Genetik

Bazı ailelerde kanser daha sık görülür. Kanser olgularının %5’inden genetik faktörler sorumludur. Bunun nedeni bu ailelerde protoonkogenlerin aktivasyonuna ve tümör süpressör geninin baskın olmasına bağlıdır.

 

f. Fiziksel Faktörler

Güneş Işığı (Ultraviyole): Öğlen saatlerinde uzun süre güneşe maruz kalmak malin melanom, bazal hücreli deri kanseri gelişiminde etkilidir.

Manyetik alanlar: Beyin tümörü gelişiminde etkilidir.

İyonize edici radyasyon: Mesleki zorunluluk, terapötik etkiler, nükleer kazalar sonucu DNA yapısını bozarak kanser gelişiminde etkili olmaktadır.

 

KANSERDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ

Üç aşamada incelenir.

1 Birincil Koruma:

Kanser oluşumunu tetikleyecek her türlü madde ile teması engellemek.

Sigara Kullanılmamalıdır.

Alkol aşırı derecede tüketilmemelidir.

Kimyasal madde kullanımı olan iş yerlerinde kansorejen maddeye karşı koruyucu önlem alınmalıdır. (Maske, eldiven, havalandırma vs.)

Özellikle beyaz tenli kişiler uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmamalıdır.

Gereksiz ilaç kullanılmamalıdır.

Arsenik, asbest, vinil klorit ile uzun süre temastan kaçınılmalıdır.

Östrojen kullanmak gerekiyorsa en ufak dozu, kısa süreli ve aralıklı kullanılmadır.

Gıdaların az yağlı, taze sebzelerden zengin olmasına dikkat edilmeli; protein desteği kırmızı et yerine beyaz etten sağlanmalıdır.

Obezite önlenmeli ve orta derecede günlük fiziksel aktivitede bulunulmalıdır. (özellikle; meme, rahim ve barsak kanseri gelişimi şişmanlıkla yakından ilgilidir)

2.İkincil Koruma

Tarama ve erken tanı yoluyla kanseri erken teşhis edip iyileşme şansını artırmak.

30 yaşın üzerindeki kadınlar senede bir kez genel muayene ile birlikte jinekolojik muayene de olmalı, PAP Smear testi yaptırmalıdır

Ciltte gelişien kronik sivilce ve yaralarda uzman doktora başvurulmalıdır.

Kadınlara kendi kendine meme muayenesi, erkeklere testis muayenesi yapması öğretilmelidir.

Dışkı ile kan kaybedenler, uzun süreli kabızlık çekenler rektal tuşe ve rektoskopik muayene yaptırmalıdır.

50 yaş üzeri erkeklerde yılda bir kez prostat muayenesi ve kanda PSA testi yaptırmalıdır.

3. Üçüncül Koruma

Hastanın gerekli tedavisini yapmak ve tedavinin yan etkilerinin oluşumunu en az düzeye indirmektir.

 

KANSER BELİRTLİLERİ

 

Açıklanamayan kilo kaybı: Birçok kanserin; özellikle mide, pankreas, yemek borusu (özofagus) kanseri ve akciğer kanseri gibi; ilk belirtisi açıklanamayan kilo kaybıdır.

Ateş: Kanserde sıklıkla görülür fakat genelde ileri evre kanserler ile birliktedir. Kan kanseri ve lenf bezi tümörlerinde ise başlangıç belirtisi olarak ortaya çıkabilir.

Halsizlik: Kan kanseri veya kansızlığa neden olabilen mide veya kalın bağırsak kanseri gibi kanserlerde erken ortaya çıkabilir. Halsizlik kanserin seyrini tahmin etme konusunda önemli bir bulgudur.

Ağrı: Kemik veya testis  tümörlerinde ilk belirti olabilir ama genelde ileri evre kanserlerin bir belirtisidir.

Memede veya vücutta hissedilen kitleler: Özellikle meme, testis, lenf bezi veya yumuşak doku tümörleri cilt altında bir yumru veya şişlik ile hissedilebilir.

Cilt değişiklikleri: Cilt tümörleri haricinde iç organ tümörlerinde de görülebilir. Bazı kanserlerde sarılık, ciltte koyulaşma veya ciltte kızarıklık görülebilir.

Kanama: Olağan dışı kanama birçok kanserde erken veya geç dönemde ortaya çıkabilir. Balgamda kan görülmesi akciğer, dışkıda kan görülmesi kalın bağırsak, idrarda kan görülmesi idrar torbası (mesane), zamansız vajinal kanama ise rahim veya rahim ağzı (serviks) kanserinin belirtisi olabilir.

Dışkılama veya idrar yapma alışkanlığında değişiklik: Uzun süreli kabızlık, ishal veya dışkı boyutunda değişiklik kalın bağırsak kanserinin ilk belirtisi olabilir. İdrar yaparken ağrı, idrarda kan görülmesi veya idrar yapma sıklığının değişmesi prostat veya idrar torbası (mesane) kanserinin ilk belirtileri olabilir.

Öksürük ve horlama: İnatçı ve geçmeyen öksürük akciğer kanserinin horlama ise gırtlak (larinks) kanserinin ilk belirtileri olabilir.

 Ben ve siğillerdeki değişiklikler: Vücudumuzda yıllardır mevcut olan bir ben veya siğilde şekil, boyut veya renkte yeni ortaya çıkan bir değişiklik durumunda hemen bir doktora müracaat edilmelidir. Zira melanom denilen cilt tümörlerinde erken teşhis ile tedavi şansı artmaktadır.

 

 

KANSER TEDAVİSİ

Kanserde yaygın olarak kullanılan tedavi yöntemleri cerrahi, radyoterapi ve kemoterapidir. Daha az sıklıkla hormon tedavileri, biyolojik tedavi yöntemleri ve hedefe yönelik tedaviler kullanılır.

Bu tedavi yöntemleri tek başına veya birlikte uygulanmaktadır.

İlk uygulanan tedavi genellikle birinci basamak tedavi olarak bilinmektedir.

Birinci basamak tedavinin arkasından verilen tedavi adjuvan tedavi olarak adlandırılır. Cerrahi tedaviden sonra uygulanan kemoterapi adjuvan tedavidir. İlk basamak tedaviden önce uygulanan tedavi de neoadjuvan tedavidir.

 

KEMOTERAPİ NEDİR?

Kanser hücrelerinin büyüme ve çoğalmalarını önlemek yada yok edilmelerini sağlamak için, anti-kanser ilaçlarla yapılan tedavi biçimine kemoterapi denir.

 

KEMOTERAPİ  NEREDE VE NASIL VERİLİR?
 

Kemoterapi ilaçlarının vücuttaki uygulama şekli farklı yollarla olabilir. Halen tedavi uygulamada dört farklı yol kullanılmaktadır:

Ağız yoluyla (oral): İlaçlar hap, kapsül veya solüsyon   tarzında ağızdan alınabilir.

Damar yoluyla (intravenöz): Kemoterapi ilaçlarının en sık uygulandığı yöntemdir. İlaçlar seruma katılarak veya doğrudan enjektör      ile damar içine verilerek yapılan uygulamadır. Genelde kol ve el üstündeki   damarlar bu işlem için kullanılır. Damardan tedavi uygulamalarında bazen  port, kateter ve pompa gibi farklı aletler de kullanılabilmektedir.

Enjeksiyon yoluyla: İlaçlar bazen kas içine (intramusküler)  veya cilt altına (subkutan) direkt enjeksiyon yolu ile verilebilir. Diğer  bir enjeksiyon yöntemi de ilacın direk tümör dokusu içerisine   uygulanmasıdır (intralezyoner).

Haricen cilt üstüne (topikal): İlacın direkt dışarıdan  cilt üzerine uygulanmasıdır.

Kemoterapi ilaçları evde, hastane ortamında veya özel merkezlerde uygulanabilir. Tedavinin nerede uygulanacağına ilacın veriliş şekline; hastanın genel durumuna, hastanın ve doktorunun tercihlerine göre karar verilir. Hastanede yapılacak uygulama yatarak veya ayaktan kemoterapi ünitelerinde yapılabilir.

 

KEMOTERAPİ İLAÇLARI NELERDİR?

Kemoterapide çeşitli ilaçlar kullanılır. Bunların bir kısmı tümöre doğrudan etkili kemoterapötik ilaçlar ve hormonlar, bağışıklık sistemini kuvvetlendirici biyolojik ajanlardır. Bazı ilaçlar ise tümöre doğrudan etkili ilaçların etkisini arttırmak ya da yan etkilerini azaltmak veya yok etmek amacıyla kullanılır.

 

KEMOTERAPİ İLAÇLARI NASIL ETKİ EDER?

 

Uygulanan ilaçlar kan yoluyla tüm vücuda dağılır. Tümöre doğrudan etki eden ilaçlar tümör hücrelerinin yapı taşlarına etki eder, hücrelerin büyümesine ve çoğalmasına engel olarak tümörün ölümüne neden olurlar. Diğer taraftan bu ilaçlar vücudumuzda bazı yerlerdeki normal hücreleri de etkileyerek çeşitli yan etkilere yol açarlar. Bazı hormon ve hormon karşıtı ilaçlar da aynı yolla tümör hücrelerini öldürür ve özel bazı tümör tiplerinin tedavisinde kullanılır. Bunlar dışında yukarıda sözü edilen birtakım biyolojik ajanlar hem tümör tedavisinde, hem de yan etkilerin önlenmesinde kullanılabilir. Bu maddeler genellikle vücutta normalde var olan bağışıklık sistemini çalıştırarak tümör hücrelerine karşı savaşan ve vücut direncini sağlayan maddelerdir. Tümör tedavisi sırasında dışarıdan da verilerek etkileri güçlendirilir. İlaç seçimi tümörün cinsi, yaygınlık durumu, hastanın yaşı, genel durumu ve mevcut başka hastalıklarına (kalp hastalığı, yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve böbrek hastalığı) göre medikal onkolog tarafından yapılır. Seçilen ilaçların dozları ve uygulama sıklığına da, yine medikal onkolog tarafından birçok değişik faktör göz önünde tutularak karar verilir

 

KEMOTERAPİ UYGULAMA SIKLIĞI VE SÜRESİ NE KADARDIR?

Tedavi uygulama süresi ve sıklığı kanserin çeşidine  ve hastanın durumunua göre özel olarak seçilen kemoterapi şemasına bağımlıdır. Tedavi ile elde edilen cevaba ve oluşan yan etkilere göre süre ve sıklık ilgili doktor tarafından değiştirilebilir. Genellikle en sık kullanılan aralar 3 veya 4 hafta olmakla birlikte bazı tedavi şemalarında haftada bir veya iki haftada bir uygulamalar vardır. Kemoterapinin zamanlaması konusunda en önemli, hatta hayati önem taşıyan nokta tedavinin mümkün olduğu kadar düzenli ve yan etkilerin izin verdiği ölçüde zamanında yapılmasıdır.    

 

KEMOTERAPİ GÜNLÜK YAŞANTIYI NASIL ETKİLER VE HASTA NE HİSSEDER?

Kemoterapi alırken hastalarda tedaviye bağlı hoş olmayan çeşitli yan etkiler gelişse de birçok hasta günlük yaşantısında ciddi kısıtlamalar yapmadan hayatını devam ettirmektedir. Genelde bu yan etkilerin şiddeti alınan ilaçların çeşidine ve yoğunluğuna göre değişmektedir. Hastanın genel durumu, hastalığının yaygınlığı ve hastalığın yol açtığı belirtiler de bu süreci etkileyebilmektedir. Kemoterapi tedavisi alırken birçok hasta çalışma hayatlarına devam edebilmektedir, ancak bazen tedavi sonrası yorgunluk ve benzeri semptomlar çok olursa hasta bu dönemi aktivitelerinde kısıtlamaya giderek istirahatla geçirebilir. Her ne kadar tedaviye bağlı bir takım şikâyetler olsa bile bu hastaların kendilerini toplumdan izole etmelerini ve günlük yaşamlarında ciddi değişiklikler yapmasını gerektirmez.

KEMOTERAPİNİN OLASI YAN ETKİLERİ NELERDİR?

Kemoterapi bir yandan vücuttaki kanserli hücreleri yok etmeye çalışırken diğer yandan normal hücrelere etki ederek yan etkilerin çıkmasına sebep olur. Kemorapiye bağlı olası yan etkiler ve bu yan etkilerin şiddeti, alınan ilaçlara ve kişisel duyarlılıklara göre değişmektedir. Kemoterapi ilaçlarından en çok etkilenen normal hücreler vücutta en hızlı çoğalan hücrelerdir. Hızlı çoğalma yeteneğine sahip bu hücrelerin başında saç, kemik iliğinde gelişim gösteren kan hücreleri, sindirim sistemindeki hücreler gelir. Bu nedenle ilaçların en fazla istenmeyen etkileri bu sistemler üzerinde görülür. Buna rağmen bu hücreler hızlı çoğalma ve yenilenme özelliği sebebi ile kısa sürede çoğalarak kemoterapinin bu olumsuz etkilerini ortadan kaldırırlar.


KEMOTERAPİYE BAĞLI EN SIK KARŞILAŞILAN OLASI YAN ETKİLER:

Halsizlik: Tedavi sonrası en sık karşılaşılan yan etkilerin  başında gelir. Halsizlik, kansızlık (anemi) veya hastanın tükenmişlik  duygusu gibi çok çeşitli sebeplere bağlı olabilir. Eğer sebep kansızlık  ise kan transfüzyonu ile halsizlik ortadan kaldırılabilir, psikolojik  sebeplere bağlı halsizlikte ise bu konuda uzman birinden yardım alınabilir.

Bulantı ve Kusma: Tedavi öncesi hastaların en çok endişe ettiği konuların  başında gelir. Kemoterapiye bağlı bulantı ve kusma tedaviden hemen sonra ortaya çıkabileceği gibi tedavi bitiminden birkaç gün sonra da ortaya çıkabilir. Bazen de hastalarda tedaviye başlamadan beklenti bulantısı  denilen bulantı görülebilir. Bulantı ve kusma şikayeti, günümüzde yeni geliştirilen ilaçlar sayesinde önüne geçilebilecek veya en aza indirilebilecek bir durumdur.

Saç Dökülmesi: Bazı kemoterapi ilaçları geçici olarak saç dökülmesi      yapabilir. Saç dökülmesinin derecesi alınan ilacın cinsine ve dozuna göre      değişmektedir. Genelde saç dökülmesi tedavi başladıktan 2-3 hafta sonra      ortaya çıkar. Bu geçici bir süreçtir, tedavi tamamlandıktan 3-4 hafta sonra  saçlar tekrar çıkmaya başlayacaktır.

Kan Değerlerinin Düşmesi: Kemoterapi alırken vücutta hem kırmızı kan hücreleri, hem beyaz kan hücreleri, hem de trombositlerde düşme görülebilir. Bunun sebebi ilaçların kemik iliğinde kan yapımını baskılamasıdır. Kırmızı kan hücreleri oksijen taşıyan hücrelerdir ve eksikliğinde; halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Beyaz kan hücreleri      vücudun mikroplara karşı savunmasında görev yapar ve sayısı azaldığı zaman kişi çok kolay enfeksiyon kapabilir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasından sorumludurlar. Sayıca azalmalarında vücutta kolay morarmalar, kolay burun ve diş eti kanamaları gibi kanamalar görülebilir.

Ağız Yaraları: Kemoterapi ilaçları bazen ağız içinde iltihabi yaralara sebep olabilir. Hastaların ağız hijyenine dikkat etmeleri, çok sıcak veya çok soğuk içeceklerden kaçınmaları, dudaklarını kremlerle nemlendirmeleri ağız yaralarının en aza inmesini sağlayacaktır. Ayrıca  ağız içi yaralarda takip eden doktordan da ilave tedaviler noktasında  görüş alınabilir.

İshal ve Kabızlık: Kullanılan kemoterapi ilacının cinsine bağlı olarak hastalarda ishal veya kabızlık görülebilir. Bu şikayetler diyet ve çeşitli basit ilaç tedavileri ile ortadan kaldırılabilir. Ancak bazen ishal beklenenden çok daha şiddetli olup damar yolundan sıvı desteği almak gerekebilir. Böyle bir durumda takip eden doktor haberdar edilmelidir.

Cilt ve Tırnak Değişiklikleri: Bazı kemoterapi ilaçları cilt renginde koyulaşma, soyulma, kızarıklık veya kuruluk gibi belirtilere, tırnaklarda koyulaşma ve kolay kırılmalara sebep olabilir. Bu durumda kolonya ve alkol gibi irritan maddelerden uzak durulmalıdır. Ilık su ile pansuman yapılabilir ve basit nemlendiriciler kullanılabilir. Bu şikâyetler genelde ciddi boyutlarda değildir ve zamanla düzelir, ancak eğer mevcut belirtiler  şiddetli ise mutlaka takip eden doktor haberdar edilmelidir.

YAN ETKİLER NE KADAR SÜRER

Yan etkiler erken ve geç olmak üzere ikiye ayrılır. Erken yan etkilerin çoğu kemoterapi aldığınız sürece oluşur ve tedavi tamamlandıktan sonra tamamen kaybolur; bazılarının düzelmesi ise daha uzun zaman alabilir. Normale dönme süresi yine kullanılan ilaç türüne, miktarına ve hastanın durumuna göre değişiklik gösterir.Geç yan etkiler hastayı kemoterapi alırken rahatsız etmeyen, daha uzun sürede ortaya çıkan yan etkilerdir. Gerekli önlemler alındığı takdirde bunların oluşması genellikle önlenebilir.

 

YAN ETKİLERİN DEĞERLENDİRİLEBİLMESİ İÇİN GEREKLİ TETKİKLER NELERDİR ?

Kan sayımı: Kemik iliği tarafından yapılan ve mikroplarla savaşan beyaz kürelerin (lökosit), oksijen taşıyan hemoglobinin ve pıhtılaşmayı sağlayarak kanamayı durduran trombositlerin sayılarını gösteren bir tetkiktir. Kemoterapi ilaçlarının çoğu kemik iliği üzerine baskılayıcı etki yaptığı için genellikle her ilaç tedavisi gününden önce, bazen ise her hafta kan sayımı yapılması gereklidir. Bazı durumlarda tedavi ertelenebilir, bazı durumlarda ise kan ürünleri verilerek kan sayımı istenen düzeye yükseltilebilir. Daha sonraki kemoterapi kürlerinde bu yan etkinin en aza indirilebilmesi için  gerekli olan destek tedavileri önerilecektir.

Biyokimyasal kan testleri: Organlarımızın normal olarak işleyip işlemediği kanda bakılan üre, kreatinin, şeker, karaciğer enzimleri gibi bazı biyokimyasal değerlerle anlaşılır. Her kemoterapi ilacının yan etkisi değişiktir. Bu tetkikler kemoterapinin yan etkilerini değerlendirmek için istenmektedir.

İdrar Tahlili: Böbrek, mesane ve idrar yollarınızda herhangi bir sorunun olup olmadığı taze idrarda ve bazen de 24 saatlik idrarda bakılan bazı testlerle anlaşılabilir.

 

KAYNAKLAR

1.http://kanser.gov.tr/

2.  Vainio HChemoprevention of cancer: a controversial and instructive story. 1999;55(3):593-9.

3. The Lancet Oncology

4. The American Journal of Medicine Vol.91

5. Neoplasia in pathologic basis of Disease

6.Cerrahpaşa İç Hastalıkları